3 Mart 2013 Pazar

3 FARKLI ARI VİRÜS HASTALIĞININ ROLÜ




Arı virüsleri ile çalışabilmek için öncelikle donanımlı bir laboratuara,
gelişmiş teknolojik bir altyapıya ve geniş bir bilgi birikimine
gereksinim vardır. İnsan, hayvan ve bitkilerde hastalıklara hatta
ölümlere yol açan birçok virüs olduğu gibi, böceklerde de önemli
hastalıklara neden olan virüsler mevcuttur. Son yıllarda Amerika
ve Avrupa ülkelerinde bal arısı ve ipek böceği gibi faydalı böceklerde
hastalık yapan patojen virüsler üzerinde çalışmalar yoğunluk kazanmıştır.

Özellikle elektron mikroskobu ile yapılan teşhisler sonunda
saptanan bazı yeni virüs hastalıklarının ileride arı sağlığı için potansiyel
birer tehlike yaratacağı tahmin edilmektedir.
Bal arılarında patojen (hastalık yapan) virüslerin teşhislerinden
başka; bulaşması, taşınma şekli, yayılma yolları, epidemiyolojisi
ve tedavi yöntemleri üzerinde de bilimsel çalışmalar yapılmaktadır
(Smith, 1967; Bailey and Woods, 1977; Tuncer ve Yeşilbağ,
2009; Muz ve Muz, 2010) .
Sammatora ve Avitabile (1998)’e göre bal arılarında hastalıklara
neden olan 18 tür virüs bulunmuştur. Arıların pek çoğu bu virüslere
karşı dayanıksızdır. Hatta bir kısmının viral hastalıklara karşı
genetik yatkınlığı dahi bulunmaktadır. Bal arılarındaki bu duyarlılığa
‘’predispozisyon özelliği’’ adı verilmektedir. Son dönemlerde
ülkemizde görülen koloni sönmesi olaylarının büyük bir bölümünde
arı virüs hastalıklarının rolü bulunmaktadır (Tuncer ve Yeşilbağ,
2009; Muz ve Muz, 2010).
PARAZİT AKARLARA BAĞLI
VİRÜS ENFEKSİYONLARI
Son yıllarda bazı arı virüslerinin, bal arısı parazitleri ile taşındığı
kesinlik kazanmıştır. Varroa ve Acarapis gibi akarların, bazı
arı paraliz virüslerini taşıması olayına, Arı - parazit akar sendromu
‘’Bee parasitic mite syndrome ‘’ adı verilmektedir.
Bal arısı kolonilerinde virüslerden ileri gelen ölümlerin devam
etmesi ile Varroa destructor ‘ un yayılışı arasında belirgin bir artış
bulunmaktadır. Burada akar, doğal yolla meydana gelen endemik
virüs bulaşmaları için taşınmada aracı ve bir şekilde yardımcı
olmaktadır. Ergin dişi akarlar, konakçısı olan ergin arıların vücudundaki
ince membranı veya pupaların derisini delerek kan sıvısını (haemolymph)
emerler. Parazitin emgi yaptığı membran üzerinde küçük
yaralar meydana gelir. Böylece bakteri ve virüslerin arı vücuduna
girişleri kolaylaşmış olmaktadır.

YAYILMA ŞEKLİ
Virüsler, yatay ve dikey şekilde olmak üzere iki yolla yayılmaktadır.
Genel olarak bal arısı virüsleri; arıdan arıya, arıdan parazit
akara, akardan akara veya akardan yavruya bulaşabilir. Bunların
hepsine yatay bulaşma adı verilmektedir. Eğer virüs, bir kolonide
ana arıya bulaşmış ise, gelecek döller bundan zaman içinde etkilenecektir.
Buna da dikey bulaşma adı verilmektedir.
ARI VİRÜSLERİ
Arı virüsleri, laboratuardaki araştırma mikroskopları ile görülemeyen
çok küçük yapıda hücre içi parazitik organizmalardır. Picornaviridae
familyasına bağlı olan arı virüslerinin ülkemizdeki bal
arılarında 7 farklı türü bulunmuştur (Muz ve Muz, 2010 ). Bunlar:
1-Kanat Deformasyon Virüsü (DWV),
2-Akut Arı Felci Virüsü (ABPV),
3-Kaşmir Arı Virüsü (KBV),
4-Siyah Kraliçe Gözü Virüsü (BQCV),
5-Varroa destructor 1 Virüsü (VDV-1),
6-Sacbrood Virüsü ( SBV),
7-Kronik Arı Felci Virüsü ( CBPV)’dür.
Sanford (2008) ‘ a göre, bal arısı kolonisinde bir veya daha
fazla patojen virüs bir arada bulunabilir. Bunlar genellikle Kronik arı
paraliz virüsü (CBPV) , Ana arı siyah yüksük virüsü (BQCV), Kanat deformasyon
virüsü (DWV), Kaşmir arı virüsü (KBV) ve Tulumsu yavru
çürüklüğü (SBV)’dür.
Mutinelli (2008) İtalya ‘da son yıllarda yapılan sürveylerde,
farklı arılıklarda CBPV, BQCV, SBV, DWV ve Akut arı paraliz virüsü
(ABPV) ‘ne rastlandığını bildirmektedir. Yazar, farklı yoğunluklarda
belirlenen bu patojen virüslerin, koloni kayıplarına ne derece rol
oynadıklarının henüz inceleme aşamasında olduğunu açıklamaktadır.
Aşağıda, ülkemizde bal arılarında koloni kayıplarına neden
olan en önemli 3 arı virüsünün yapısı ve genel özellikleri hakkında
kısa bilgiler verilmiştir:
1-Kronik Arı Paraliz Virüsü (CBPV)
Dünyadaki bütün ergin bal arılarında bulunan bu virüsün
uygun koşullar altında salgın ( epidemi ) yaptığı bilinmektedir.
Uluslararası kısaltma şekliyle CBPV olarak isimlendirilen kronik arı
paraliz virüsünün, bal arılarından başka bir konakçısı yoktur. Arıcılarımız
bu hastalığı ‘’Arı Felci ‘’ olarak tanımlamaktadırlar.
Ülkemizde CBPV’nin bulunuşuna ait ilk kayıtlar 1940’lı yıllara
aittir. Bazen ergin arılarda yaz aylarında özellikle Temmuz başlarında
görülen bu virüs hastalığı, zaman zaman arıcılarımızı endişeye
düşürecek ölçüde arı ölümlerine neden olmaktadır (Tutkun ve
Boşgelmez, 2003). Kronik arı paraliz virüsü, tek zincirli, çıplak, anizometrik
partiküllere sahiptir. Partiküller 22 nm genişlikte olup dış
yüzeyleri elipzoidaldır (Bailey and Woods, 1977).
Hastalığın tipik belirtisi, ergin arılarda vücut kıllarının dökülmesidir.
Hasta arılar bitkin haldedir. Tüyleri döküldüğü için parlak,
siyah renkte yağlı bir görünüm kazanırlar. Zira tüy diplerinden
sızan sıvılar sürekli olarak vücut yüzeyine yayılmaktadır. Bu sıvı
maddeler, virüsün bulaşmasında önemli bir rol oynamaktadır

Virüslü arılarda kanatlar farklı yönlere çevrilmiş bir haldedir.
Bu arılar uçma yetenekleri kaybolduğu için yerde sürünerek yürürler
(Shimanuki and Knox,1991).
Felçli arıların karınları, bal midesindeki sıvıların dışarı atılamaması
nedeniyle şişkin bir haldedir. Üzerlerine körükle duman sıkıldığı
zaman yerlerinden kımıldamazlar.
Sağlıklı işçi arılar, felçli arıları kovana sokmamak için onlarla
durmadan mücadele ederler.

Bailey (1965)‘e göre, CBPV nedeniyle arı ölümleri 35 °C ‘de,
30 °C ‘ye oranla daha yoğun olmaktadır. Zira 35 °C, hastalığın inkübasyon
periyodu için daha uygundur (Burnside,1933).
Hastalık, genellikle besin alışverişi sırasında arıdan arıya ve
bulaşık arı sütü ile de ana arıya bulaşmaktadır. Enfekte olmuş ana
arıdan da yeni döllere hastalık bulaşmaktadır. Hasta arıların sinir
hücrelerinin stoplazma’sı içine yayılan virüs, istem dışı kasılmalara
neden olmakta ve arılarda ağır bir felç meydana getirmektedir.
Ribiere ve ark., (2007) CBPV ile bulaşık bal arısı dışkılarının,
hastalığın yayılmasında etkili olduğunu bildirmektedir. Virüsün etkisiyle
paraliz olmuş arı örneklerinin dışkısından ekstrakte edilen
partiküller, toraks içine bulaştırılmıştır. Böylece kolonideki genç arıların
dolaylı yolla virüse yakalandıkları saptanmıştır.
Bazı arıcılar, kolonide arı felci başladığı zaman, bir faydası
olur düşüncesi ile arılara çeşitli antibiyotikli şuruplar vermektedirler.
Bakterisit ve fungusitlerin tedavi amacıyla viral orijinli bir hastalığa
karşı kullanılması, herhangi bir yarar sağlamadığı gibi, bu antibiyotiklerin
yazın bala geçme tehlikesi de mevcuttur. Ancak Bailey
(1965) ve Rinderer (1974), 3/1-4/1 oranındaki yoğun şekerli şurupla
besleme yapılması durumunda, hastalığın şiddetinde önemli bir
azalmanın meydana geldiğini açıklamışlardır. Zira arı midesindeki
virüsün serbest formu, ribonükleaz enziminin etkisi ile CBPV’nin
RNA yapısı bozulmakta ve virüs inaktif duruma gelmektedir (Rinderer,
1974).Deforme Kanat Virüsü ( DWV)
Son yıllarda Avrupa bal arısı populasyonlarında görülen arı
kayıplarında, yaygın olarak saptanan Deforme Kanat Virüsü (DWV)
‘ nün önemli ölçüde rol oynadığı anlaşılmıştır. Bal arılarının yağ dokusunu
oluşturan hücrelerde, deforme kanat virüsü saptanmış, bunun
da işçi arılarda büyük ölçüde fizyolojik bozukluklara neden olduğu
anlaşılmıştır (Fievet ve ark., 2006).
Carreck (2008) , Martin ve ark., (2003)‘e atfen , İngiltere’nin
güneyinde Varroa destructor ‘un yayılmasından sonra meydana gelen
yoğun koloni kayıplarında, bu akar ile taşınan deforme kanat virüsünün
etkin rol oynadığını bildirmektedir .
Pupadan ergin döneme geçebilen arılarda belirgin kanat
deformasyonları meydana gelmektedir. İşçi arılarda zarar yapan
DWV ‘nin etkilerini mikroskobik bir inceleme ile tanımlamak mümkündür.
Zira virüsten etkilenmiş arılarda kanatlar iyi gelişememiş ve
normal duruşlarını kaybetmiş bir şekil almaktadır. Bu belirtiler aslında
dış parazit akarların konakçı üzerinde beslenmelerinin bir sonucu
olarak da ortaya çıkmaktadır. Bu durumda, kolonideki birbirine
yakın belirtilerin asıl kaynağı konusundaki ayrım nasıl yapılacaktır.
Eğer ergin hale gelen genç arılar, kanatsız veya buruşuk kanatla
yavru gözlerini terk ediyorsa bunun nedeni Varroa parazitidir (Resim
1a).
Bunda virüsün herhangi bir etkisi bulunmamaktadır. Eğer
ergin arılar, yavru gözlerinde Varroa olmadığı halde kanatları deforme
olmuş şekilde çıkıyorsa, vücut rengi soluk durumda ise, arılar titreyerek
yerde sürünmeye başlıyorsa ve ömür uzunluğu da bir hayli
kısalıyorsa, buradaki asıl sebep DWV‘dir (Resim 1 b).
Calderone (2006)‘ya göre, Amerika ‘da bal arılarında rastlanan
deforme kanat virüsü endemiktir. Avrupa arılarının bu virüs ile
buluşma tarihi ise kesin olarak bilinmemektedir.
Williams ve Ark., (2009), Kanada’nın Atlantik yakasındaki
Kral Edward adasında bulunan bir bal arısı kolonisinde, genç bir ana
arıda deforme kanat virüsüne rastlandığını ,bunun bölgede ilk kayıt
olması nedeniyle çok önem taşıdığını bildirmiştir.
Kolonide eğer hastalık çok şiddetli ise, şekli bozulmuş, buruşuk
kanatlı arılar veya tamamen kanatsız bireyler görülür. Hasta
arılar 48 saatten daha kısa bir süre yaşar ve ölürler. Ülkemizde birçok
şüpheli örnek, 2008 yılına kadar üniversite ve araştırma laboratuarlarında
incelenmiş fakat bu hastalığın saptandığına ait bir tespit
yapılamamıştır. Ancak 2009 yılında Doç. Dr. Necati Muz, Mersin,
Adana ve Hatay’dan toplanan arı örneklerinde bu virüse rastlandığını
rapor etmiştir (Muz ve Muz, 2010).

Tulumsu Yavru Çürüklüğü (SBV)
Torba veya Sacbrood virüsü, işçi ve erkek arı larvalarında
hastalık yapar. Pupa döneminde ölümlere nadiren rastlanır. Virüsü
petek gözlerinden diğerine taşıdığından şüphe edilen bakıcı arılarda
ve virüs taşıdığı bilinen Varroa destructor ‘un erginlerinde herhangi
bir hastalık izine rastlanmamıştır.
Virüs partikülleri 30 nm çapında, çıplak ve izometrik şekillidir.
Filtre edilebilen bu virüsün partikülleri RNA moleküllüdür. Virüs partikülleri,
larvanın trake sonu hücrelerinde, yağ ve kas hücrelerinin stoplazması
içinde yerleşmiş halde bulunurlar. Virüs partikülleri ayrıca erkek
arıların semenlerinde de bulunmaktadır. Böylece doğal çiftleşme
esnasında ana arı ve yapay döllenme için hazırlanan karma spermanın
bulaştırılması suretiyle de yavrular enfekte olmaktadır.
Muz ve Muz (2010) ‘a göre, Tulumsu Yavru Çürüklüğü ile enfekte
olmuş ana arılarda yumurtlama kapasitesi azalmakta ve larvalarda
gelişim yetersizliği meydana gelmektedir.
Hastalık Amerika, Kanada, Avustralya, Avrupa, Asya, Güney
Afrika ve Brezilya’ da yaygın haldedir. Ülkemizde Gürcistan‘dan
Kuzeydoğu Anadolu Bölgesindeki arılıklara bulaşmış olan Tulumsu
yavru çürüklüğü (SBV) hastalığı gezginci arıcılık nedeniyle diğer
coğrafi bölgelerimize de yayılma eğilimindedir (Tutkun ve Tutkun
2007 ).
Fransa ve Polonya’ da SBV hastalığının bal arılarına taşınmasında
Nosema apis (protozoa) ve Malpighamoeba mellificae (parazitik
amip) ‘nın da rol oynadıkları saptanmıştır.
Petek göz içindeki hasta larva öldüğü zaman, larva gömleği
ile vücut arasında berrak yeşilimsi bir sıvı oluşmaktadır (Şekil 2).
Kolonide temizlik görevini yapan genç işçi arılar, beslenirken bu sıvıyı
vücutlarına alırlar. Virüs, arıların yavru gıda bezleri (hipofaringel
bezler )‘nde hızla çoğalır. Larvalar bu virüsü, yavru gıda bezlerinden
gelen bulaşık salgılarla alırlar. Hastalığın kuluçka dönemi 6-7 gün
kadardır. Hasta larvalar, gözler sırlandıktan ve larva başı dışarı döndükten
sonra, pupa dönemine geçemeden ölürler. Larvanın başı, L
harfi şeklinde yana doğru kıvrılmış bir haldedir (Resim 2). Larva vücudu,
larva gömleği arasına biriken sıvı nedeniyle içi su dolu tuluma
benzer bir görünüm kazanır (Tutkun ve Boşgelmez, 2003).
Hasta kolonideki işçi arılar, üstü sırlanmış ölü larvaları, açtıkları
delikten kolayca dışarı çıkarırlar. Arıcılar bu atıkları gördükleri
zaman, duruma pek anlam veremezler. Aslında bu parçacıklar hastalığın
yayılması için yeni birer enfeksiyon kaynağıdır.
Resim 2. Gözler sırlandıktan sonra, hasta larvanın başı, L harfi şeklinde
yana doğru kıvrılmış bir hal alır (Hansen 1979 ).
SBV hastalığı ile mücadelede en iyi yöntem, bulaşık kolonilerdeki
ana arıların değiştirilmesidir. Antibiyotiklerle mücadele yaparak
sonuç almaya çalışmak kesinlikle doğru değildir.

Ülkemizdeki arıcılık işletmelerinde görülen mevsimsel arı ölümlerinin
etiyolojisinde virüslerin oynadığı rol gözardı edilmemelidir. Parazit
akarlara karşı yoğun şekilde kullanılan bazı kimyasallar ve antibiyotiklerin
bazı kolonilerde virüs enfeksiyonlarını artırdığı üzerinde
durulmaktadır. Bu konu istatistiki olarak incelenmeli ve kolay enfeste
olan kolonilerin bu özelliğine açıklık getirilmelidir







Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

....

..............................